INFERTILITE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK FAKTÖRLER

YAZILARIM

INFERTILITE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK FAKTÖRLER


INFERTILITE (KISIRLIK) TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK FAKTÖRLER

Infertilite (kısırlık) çiftin çocuk sahibi olma isteğine bağlı en az bir yıl düzenli ilişki ile korunma yöntemi uygulamamalarına rağmen gebeliğin oluşmaması durumudur. Türkiye’de ve dünyada yaklaşık çiftlerde yaklaşık %15 düzeyinde infertilite oranı vardır. Infertil çiftlerin %40-50’sinde kadına ait faktörler, %40-45’inde erkeğe ait faktörler %20-25’inde hem kadına hem erkeğe ait faktörler belirlenmekte olup %10-15 düzeyinde sebebi bilinmeyen infertilite oranı saptanmaktadır

Çiftler çocuk isteklerine karşın gebe kalamama durumuna bağlı ilk olarak ilgili doktorlara (kadın doğum uzmanı ve üroloji uzmanı) başvuruda bulunurlar. Bir seri tetkik sonucunda infertilite tanısı konulan çiftler ilk olarak;

  • şok,
  • inanmama (bu doktor bir yerde hata yaptı gibi), öfke (neden bizim başımıza geldi?/ (eşe yönelik)senin yüzünden gibi),
  • suçluluk(neden ilk iki yıl korunduk ki? gibi),
  • depresyon
  • kabul etme (evet bizim çocuk sahibi olma problemimiz var ve bu konuda üzgünüz. Ancak şimdi bu problemi çözebilmek için neler yapabileceğimize bakmalıyız. Bu işin uzmanları nasıl önerilerde bulunuyorlar gibi)

evrelerinden geçmektedir. Bu evreler evrensel özellikler göstermekte olup her bir basamakta kişinin ne kadar kalacağı, diğer basamağa geçiş yapıp yapamayacağı kişisel özellikleri, sosyo- kültürel ve ekonomik düzeyi, sağlık koşulları, destek sistemleri ve evlilik ilişkisi ile ilişkilidir. Beklenen, çiftin infertilite problemini kabul etme evresinden sonra tedavi sürecine başlamasıdır. Ancak gerek fizyolojik koşullar gerek toplumsal beklentiler nedeni ile çift henüz kabullenme dönemine geçiş yapmadan tedaviye başlayabilir, bu durum zaten psikolojik yönden etkilerinin yüksek olduğu tedavi dönemini olumsuz olarak etkilemektedir

Infertilitenin psikolojik boyutunu karşılıklılık ilkesine dayalı olarak değerlendirmek mümkündür. Diğer bir deyişle psikolojik faktörler infertilite ve tedavisinde olumsuz bir bileşen olabilir, infertilite ve uzun süreli tedavi psikolojik problemleri ortaya çıkarabilir.

Stres bireyin bir uyaran karşısında duygusal, zihinsel, bedensel ve davranışsal dengesinde bozulma olmasına bağlı gerilim ve zorlanma halidir. Stres doğal bir olgudur ve herkes için değişebilen, ama belirli bir dozda stres, var oluşun olumlu bir özelliğidir ve etkili bir işleyiş için gereklidir. Ancak çok fazla stres düzeyi performansı ve organizmanın işleyişi bozucu etkiye sahiptir. Yüksek düzey stres altında sinir sisteminde ve endokrin sisteminde oluşan değişimin üreme sistemi üzerine etkileri belirlenmektedir. Stres genel olarak değişimler karşısında ortaya çıkar. Infertilite tedavisine başlamak da çift için önemli bir değişim olması nedeni ile tedaviye başlamak stres düzeyini arttırıcı bir etkiye sahiptir. Bu noktada

  • doktorların ya da çevrenin ‘rahat ol/stres yapma’ gibi önerileri
  • tedavinin maddi yönü
  • ortalama gün aşırı hastane kontrolleri
  • işyerinden izin alma güçlüğü
  • çevre baskısı
  • sosyo-kültürel çevrede çocuğa verilen anlam
  • çevrenin olumsuz yorumları
  • çevrenin çift ile ihtiyaçları olduğundan daha fazla ilgili olması
  • tedavi için evinden uzak olma
  • tedavinin ve sonucunun belirsizliği
  • eş ile iletişimde yaşanan problemler
  • eşlerin birbirini suçlaması
  • infertilitenin bir sağlık sorunu olduğu göz ardı edilerek ‘yetersizlik’ olarak değerlendirilmesi
  • merkeze ya da doktora yönelik güvensizlik ve olumsuz tutumlar

tedaviye başlamak ile zaten stres düzeyi artan çiftin üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptirler. Bu nedenle tedavi sürecinde çiftlerde kadın ve erkek arasında farklılıklar olmak kaydı ile depresif ve anksiyöz duygudurumuna sık rastlanmaktadır. Tedavi süresinin uzun olması, birden fazla olumsuz sonuçlanan tedavi deneyimi çiftlerin umutsuzluk ve karamsarlık düzeyinde artmaya neden olmaktadır. Bu süreçte bazı bireylerde yetersizlik, eksiklik inançlarında ve suçluluk ve kızgınlık duygularında artış gözlenmektedir.

Ancak unutulmamalıdır ki negatif sonuç alınan bir tedavi deneyiminden sonra duygudurumunda var olan olumsuz değişim beklenen bir değişimdir ve normaldir. Önemli olan bu olumsuz duygu durumunun süresi ve şiddeti ile ilişkilidir. Ancak kişi ya da çift

  • ilgi kaybı, yalnızlık, içe çekilme
  • umutsuzluk, hayal kuramama, somut beklentiler oluşturamama
  • isteksizlik, keyif alamama
  • olumsuz düşünme, karamsarlık
  • suçluluk, pişmanlık, değersizlik veya aşağılık veya kızgınlık, sinirlilik, öfke duyguları
  • iştahta ve uyku düzeninde değişme
  • yüksek düzey kaygı, dikkat toplama güçlüğü
  • işlevsel olmayan şekilde alkol ya da ilaç kullanımı
  • kendine zarar verme ya da ölüm düşünceleri

gibi değişimler yaşıyorsa bu konuda bir uzmandan psikolojik destek almaları önerilmektedir.

Infertilite tedavisi sürecinde psikolojik sağlamlık açısından eşlerin sağlıklı iletişimleri yüksek düzeyde önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki kadın ve erkeğin olayları yaşama ve duyguları ifade etme biçimi birbirinden farklıdır. Kadınlar duygularını daha kolay açığa vurur ve daha çok paylaşımda bulunurken erkeklerde daha çok içe çekilme, duygularını paylaşmama, ifade etmeme görülmektedir. Bu durum kadının her zaman anlaşılma beklentisi içinde olmasına, erkeğin de durumu önemsemiyor olarak algılanmasına neden olmaktadır ki bu durum eşlerin birbirine düşmanca tutumlar sergilemesine neden olmaktadır. Aynı zamanda eşlerden birisinin kendisini ya da diğerini suçlaması evlilik içindeki destekleyici ortamı bozucu etkiye sahiptir. Bu nedenle tedavi sürecinde eşlerin etkili iletişim yöntemlerini uygulaması, empati kurması, ihtiyaç ve beklentilerini açık bir şekilde ifade etmesi, beklentilerini gerçekçi düzeyde tutması, duyguların paylaşımı, hastaneye birlikte gitme önerilmektedir.

Tedavi sürecinde kaygı düzeyini kontrol etmek için

  • tedaviye başlamadan önce tedavi yöntemleri ve gidilecek merkez hakkında bilgi yeterince araştırma yaparak bilgi edinmeye karşın tedavi sürecinde araştırmalara son vermek
  • tedavi sürecinde ilaç temin edilecek yerlerin önceden belirlenmesi
  • tedavi süreci ilaç kullanımı ile folikül gelişimini sağlama, yumurta toplama işlemi, mikroenjeksiyon ya da IVF ile dölleme, embriyo takibi, embriyo transferi ve 12 gün bekleme sürecinden oluşmaktadır. Her basamak önemlidir ve bir basamakta problem çıkması diğer basamağa geçişi engeller. Bu nedenle tedavide bulunduğunuz ve bilgi alabildiğiniz basamağı değerlendirmeniz kontrol edemediğiniz tedavinin sonucu odak noktasından bilgi sahibi olduğunuz noktaya sizi taşır.
  • eşlerin düşünce ve duygularını birbiri ile konuşması
  • hastaneye mümkün ise eşle değil ise yakın bir kişi ile birlikte gitmek
  • hastaneye gidilirken kişinin keyif alabileceği materyalleri yanında götürmesi (örgü, kitap, bilgisayar vs)
  • doktora ya da tedavi ekibine sorulmak istenen soruların önceden not alınması
  • sadece doktorun yönlendirme ve önerilerine uymak
  • tedavi ekibinin verdiği tedavi ile ilişkili bilgilerin yazılı olarak alınması
  • tedavi, gebelik ya da bebek konularından uzak durmak
  • günlük hayatı kişisel zevk veren aktivite zamanları oluşturarak dikkat dağıtmak
  • dikkatli bir şekilde normal hayatımıza devam etmek
  • kişiyi olumsuz etkilemesi olası kişilerden uzak durmak
  • tedavi konusunda her yakını bilgilendirmemek
  • stres düzeyinde bir miktar artışın normal olduğunu kabul ederek önemli olanın çok fazla stres düzeyine yükselmemesi olduğu bilmek, stres düzeyindeki dalgalanmaları normal olarak değerlendirebilmek
  • gevşeme ve nefes egzersizi uygulamak
  • kaygılı ve depresif duyguduruma neden olan düşünce ve inanç değişimini takip etmek, gerçekçi değerlendirmeler yaparak alternatif düşünceler belirlemek
  • destek amaçlı uzman yardımı almak

önerilmektedir.